18 Nisan 2009 Cumartesi

heal!

"daha önce kesin bahsetmişimdir" diye düşündüm ama bahsetmemişim kırkaltı adlı güzide müzik grubundan. çok severim kendilerini, isimlerinin yaptığı çağrışım doğrultusunda rahatsızlar gibi biraz... fazla uzatmadan, önceden de çok sevdiğim, ama klibiyle hiç düşünmediğim anlamlar yüklenmiş güz bulutları adlı şarkının klibi:




malesef youtube

kısacık

haftaiçi her gün geç uyanmaya meyilli bir bünye bir cumartesi sabahı neden altıbuçukta uyanır, sorarım!

artık daha kısa ve daha sık yazıcam sanırım, en azından bir süre daha eğlenceli ve sürekli geldi, bakalım...

günün şarkısı: iced earth - i died for you (fizy) pek yeni değil ama geçenlerde denk geldim arşivimde, pek zevk aldım...

16 Nisan 2009 Perşembe

sabah sabah

ev arkadaşlarımdan biri sağolsun beni facebok'ta bir sayfaya hayran olmaya davet etmiş. (page, fan ve invite kelimelerini kullanacaktım da türkçe olsun dedim) sayfa morning sex, yani sabah seksi!! tam karşı odamda kalan adamın bana bunu yollamasının altında arayabileceğim milyon sebep geçti aklımdan, ancak buraya yazabildim işte... noluyo lan?!

yeni iş falan

bir yazı yazmaya başlamışım bundan iki hafta kadar önce, başlığını "dün bir bugün iki" diye koymuşum. bir kaç satır yazmışım, "onüç saatlik kısa süreli işsizliğim sonunda yeniden istihdam edildim, çok şenim, pek şenim, heleloy!" şeklinde. tabi sonra yarım bıraktım, ne o öyle işyerinde blog yazmak falan, sonra başlık uymadı, sonra vaktim olmadı, sonra internetim olmadı falan derken, geldik yine bugüne.

yeni işe başladım, şen ve mesudum, henüz çömezlikten kurtulamadım, gün geçmiyor ki yeni bir şeyler öğrenmeyeyim! iş saatlerimde bir kayma oldu, buna bağlı olarak sabah kalkma saatimi bir hayli öne almak zorunda kaldım, çok zorlanıyorum bazı sabahlar, tek kötü yan bu şimdilik, o da geçecektir diye tahmin ediyorum zamanla bünye alıştıkça falan.

yeni işyerimde bir arkadaşım var, garip bir adam, günde üç-beş litre su içiyor, ne zaman görsem elinde birbuçukluk su şişesi, bir acaip. ben de onun etkisinde kaldım, sıvı tüketimim arttı, çay kahve su bira derken sürekli bir tuvalete taşınma haline büründüm. uzun yol da yapmazdım eskiden, ev-iş arası yürüme mesafesiydi, ama artık öyle değil. alışkın değilim, "çıkmadan bir tuvalete selam çakayım, yolda sıkışıp zor duruma düşmeyeyim" gibi bir düşünce işlememiş biyolojime, işlediyse de zamanla silinmiş kullanılmaya kullanılmaya. her gün absürt yerlerde ığkh mığghk diye kıvranır oldum, hayat zor... (şimdi yazarken farkettim ki çok saçma bir hikayeymiş bu, niye paylaşıyorum ki, ama yazdım artık) çişteki mucize diye bi kitap vardı, ben de okumuştum zamanında, ilginç.

şimdilik bu kadar.

31 Mart 2009 Salı

sonny



searching for sonny tamamı dijital bir fotoğraf makinası ile (canon 5d mark II) çekilen, senaristliğini ve yönetmenliğini andrew disney'in yaptığı, eğer hedeflendiği gibi gösterime girebilirse türünün ilk örneği bir film. bir handycam vesilesiyle çekilen ve benzerlerinin izlediği the blair witch project gibi bir çığır açabilir, olay yaratabilir mi, göreceğiz... film çekme maliyetleri azalıyor böylece, yakında herkes kendi filmini çeker olacak gibi bir his var içimde.

30 Mart 2009 Pazartesi

nirvana'dan yazıyorum


Pink Floyd - Comfortably Numb



müthiş bir şey... çok eski de olsa, paylaşmadan duramadım!

25 Mart 2009 Çarşamba

may the force be with you!


star wars sever bir kişilik olduğum herkesçe bilinir (bilmiyorsanız öğrenin!), bugün bir yerlerde okudum ki tie fighter görünümlü webcam yapmışlar, hemen baktım ama çok kalitesiz görünüyor, bir de yüz dolarlık fiyat biraz (!) fahiş gibime geldi, çin işi japon işi bu şeye o kadar para vereceğime gider düzgün bir ışın kılıcı alırım bre! onların fiyatı da bu düzeyde az çok takip edebildiğim kadarıyla...

uygun ortam ve insanları bulabilsem de sinema haftasonları yapabilsem... tabi ilk olarak star wars günleri gelir, en son force ile bin türlü cinlik denenir gerçekten olacağı düşünülerek! kısmetse sonbahar kış gibi artık.

ikea araba yapıyormuş, artık yassı kutuda gelir de evde ingiliz anahtarıyla mı birleştiririz orasını bilemiyorum da... çok eğlenceli bir haber olarak geldi. tabi kesin bir nisan şakasıdır, zaten ikea böyle bir şeyi neden fransızca bir site üzerinden açıklasın ki... hakkında yazılan çizilenler de hep bu yönde zaten.

son teknoloji haberimiz de 1080p çözünürlükte video çekebilen (bildiğiniz full hd efem bu) canon marka, t1i model dslr olsun. yuh ulan!

sahip olduğum diğer bloglara çılgınlar gibi spam yağıyor şu aralar, her seferinde e-posta geliyor, her seferinde bir heyecanlanıyorum "amaney biri bişey yazdı aheyahey!" diye, içimde kalıyor sonra. açığ bakıyorum ne viagrası kalmış ne üniversite diploması.. ayıp, mazlum bir çocuğun duygularıyla bu kadar oynanmaz, oynanmamalı! (yorum yazın diye demiyorum, valla)

bi video log olayına girmek istiyorum (vlog kısacası sanırsam), gerekli ekipmanı yazılımı ortamı yaratırsam şayet kısa zaman zarfında. çok eğlenceli geliyor fikri dahi, tabi tüm yatırımı yapıp sonra kameranın karşısında ışık görmüş tavşan gibi kalakalmam da olasılık dahilinde. belgesel çekerim o zaman da artık ne yapalım... açılın, yeni ercik geliyor!

bugün internet gezginliği vasfımı yerine getirirken tesadüfen bulduğum bir şarkıyı paylaşmak istiyorum, kolerera kod adlı repçi kızımızın sen nasıl bir insansın adlı parçası, kesin dinlenmeli, sözlere özen gösterilmeli.

bu arada last.fm kullananlara kötü bir haber, ingiltere, abd ve kanada dışındaki tüm ülkelerden müzik dinleme imkanından faydalanmak için aylık dört dolarlık bir üyelik gerekecekmiş yakın zamandan itibaren. diğer özellikler bedava olarak devam edecekmiş yine, yani "vay bu hafta 186 rolling stones şarkısı dinlemişim, kopmuşum" diyebileceğiz yine de... zaten türkiye'nin internet bağlantısıyla zaman zaman kanser edici olabiliyordu radyosu, çok eksikliğini hissedeceğimi sanmıyorum kısa vadede, sonradan da "parası neyse veririz arkadaşım!"

çok link veriyorum gerçekten de, ellinci yazıya ulaştığımda bütün linklerimi istatistiki olarak değerlendirmeyi düşünüyorum, bedavadan yazı olur işte, fena mı?

günün şarkısı: led zeppelin - kashmir (fizy) malesef daha kaliteli bir kaydını bulamadım fizy aracılığıyla, bulursanız söyleyin değiştireyim, bulamazsanız benden mepeüçünü isteyebilirsiniz severseniz.

23 Mart 2009 Pazartesi

emayti farkı


daha da bir şey diyemiyorum..

21 Mart 2009 Cumartesi

kırmızı ışıkta geçmeyin!

dün bir mesaj aldım emniyet genel müdürlüğünden (egm'nin o anlama geldiğini varsayıyorum), sizi arayarak kendilerini kamu görevlisi olarak tanıtan ve çeşitli bahanelerle kontör göndermenizi isteyen kişilere itibar etmeyiniz şeklinde, takdir ediyorum, "kırmızı ışıkta geçmeyin", "sigara sağlığa zararlıdır" diye de mesaj atsınlar! mı desem ne saçmalıyorsunuz, müstahak öyle sazanlara, yapana helal olsun, hem siz numaramı nereden buldunuz?! mu desem bilemedim...

o kadar çok yasak var ki ülkemizde, hele teknoloji, internet konularında, en alelade, bilgisayar bilgisi msn ve word'den (word zor gerçi) öteye geç(e)meyen insanlar dahi bilgisayar dahisi olmak yolunda emin adımlarla ilerliyor. youtube yasak mı, hosts dosyasıyla oynaşalım hallolur, diziport mu kapanmış, dur dns ayarlarına bir cila atalım... yetişkin içerikli siteler için atılan taklalar konusuna hiç girmeyeyim! yazıktır günahtır! bilemiyorum gerçi, başbakanımız dahi bu yollara başvuruyormuş, belki toplumsal teknolojik bilgi seviyemizi yükseltme hedefi güdülmektedir, vardır devlet büyüklerimizin (!) bir bildiği elbet... (bunları yazdım diye blogger kapanırsa şaşmam artık)

devekuşu kabare'nin yasaklar oyunu geldi aklıma, bir yerden bulsam edinsem de izlesem, hatta komple seti şahane gider gibime geldi...

metin akpınar geldi oradan da aklıma, aklın sınırı yok tabi, geçen haftasonu aile saadeti içerisinde televizyon izlerken bir programa konuk olarak katılmıştı. çok seviyor, acaip takdir ediyorum metin akpınar'ı (metinakpinar.com adresini kendi kişisel sitesi, hayatı, sanatı gibi konulara ayırsaymış keşke, an itibariyle şirketi olan metin akpınar aydolap'ın sayfasına gidiyor, sevmedim). sanat yaşamında el attığı her şeyde başarılı olduğunu düşünüyorum, ne yazık artık ki tüm enerjisini sanata ayıramıyor, kendi deyimiyle darülaceze'de ölmemek için iş hayatına atılmış, dolap molap satmak peşine düşmüş. sanata ve sanatçıya desteğimiz, sanatçının kazancı konularında çok acıklı ve açıklayıcı bir durum.

emektar gruplarımızdan duman yeni bir albüm sunmuş piyasaya bu arada, bir şekilde edindim, biraz dinleme fırsatı buldum. biraz diyorum çünkü duman I ve duman II olarak iki ayrı albüm, toplam yirmi şarkı, öyle kırk tekrar dinleyecek kadar vaktim olamadı malesef... senden daha güzel ve dibine kadar şimdilik favori şarkılarım, zaman ne gösterir bilemiyorum. bazı şarkılar ilk seksen dinlemede dikkatinizi çekmez ama seksenbirincide dikkatinizi çeker ya bazen, o açıdan...

eskiden beri sıkı bir metallica dinleyicisiydim, ancak geçtiğimiz yaz ali sami yen'de gerçekleşen orgazmik konser (ölümcül de olabilirdi, neyse) sonrasında biraz azaltmıştım, daha az metal, daha çok rock şeklinde bir seyir çiziyordum. geçenlerde arşivimi kurcalarken bir gaz aldı beni yine, eski formumu yakaladım. gerçi yeni albümleri hala pek sevmiyorum, son çıkan abi eskisi gibiler yine şeklinde pazarlanan albüm dahil...

türkiye'de çok geniş bir kitle tarafından kullanılmasa da gelişen web dünyasının süper yıldızlarından bir tanesidir twitter, muhtemelen bunun sebebi internet dünyasına asıl yön verenlerin çok çok büyük bir kısmının abd vatandaşı olması, abd'de de twitter bilgilendirmelerinin cep telefonundan kısa mesaj ile ücretsiz olarak yazılabilinmesi / alınabilmesidir diye tahmin yürütüyorum. ha nedir twitter derseniz, micro-blogging adıyla anılan, 140 karakter sınırıyla (kısa mesajlara uysun diye) ne yaptığınızı, beğendiklerinizi vb. paylaşabileceğiniz bir site. üzerine kurulmuş onlarca uygulamayla tabi olay basit "diskoda nuri alçoyu gördüm haha" demekten öteye geçmiş durumda. neyse onlar ayrı konu, asıl bağlanmak istediğim yer (veya kişi) iJustine. ijustine twitter'da en çok takip edilen kişiler arasında, ki bu listede barrack obama, britney spears, coldplay, google vs. varken iddialı bir durumdur kanımca. kendisi bir apple manyağı, vlog olayına kendini fena kaptırmış, aşık olduğum insandır. güzeldir, şekerdir, komiktir, süperdir gözümde... çatıma i love you ijustine yazıp google earth koordinatlarımı (normal koordinatlar da aynı ya neyse) göndermek istiyorum, o derece! youtube'da izlerken reklamlarda "ateşli rus kızları burada" diye bir şey çıkması ise.. yorumsuz.

cornflake girl gibi buralara resim yaymak istiyorum ama nereden başlasam nasıl yapsam bilmiyorum. bu yazıya ijustine resmi mi koycam, metin akpınar mı, twitter mı, duman mı, egm mi... kafam karıştı, bir sonrakine artık!

günün videosu / şarkısı: twitter'dan bahsetmişken "the twitter song" gerekir (oyuncularından biri ijustine tabi o yüzden)

19 Mart 2009 Perşembe

neferge ne ola ki?

bazı arkadaşlarım var, böyle altı ayda bir, yılda bir görüşüyorum, görüştüğümüzde süpper arkadaşız, can ciğer kuzu sarmasıyız, dedikodular uçuşur, her konu konuşulur, ama sonraki altı ay boyunca yine ses seda çıkmaz, görüşmeyi geçtim bir msnde görünülmez, telefonda konuşulmaz, salak facebokta bir poke olayına dahi girilmez... oysa aynı şehirde oturuluyordur, evlerin önünden geçiliyordur. hangisi yapmacık, hangisi gerçek çözemedim, samimiyet mi kopukluk mu. gavur diyarlarda yaşayan insanlarla daha sık görüşüyorum, daha çok biliyorum, anlamıyorum. bir de sonra "ya hiç aramıyorsun, görüşmüyoruz, ikvikbik" dediğimde de trip ustası olarak çıkıyor adım, da neresinden baksam hak veriyorum kendime, haklıyım, haklı bir insanım ben!

her akşam ne yicem diye düşünmekten de sıkıldım ya!

that's all folks...

günün şarkısı: mylo - sweet child o' mine (fizy) guns'n roses şarkısının hoş bir yeniden seslendirmesi, salla çalkala cinsinden. (dünkü şarkıya ne kadar uzak anlatamam)
günün sitesi: neferge tasarım blogu (link) ekonomik tasarımcı bir arkadaşın blogu, ya linkini verecektim ya da içeriğini çalacaktım, ilkini tercih ettim.
günün videosu: neferge'den yine de bir şeyler çarptım, zaten eski yazılarından birinden, kızmaz sanırım. (el sallıyorum kendisine)