25 Şubat 2009 Çarşamba

all work and no play make jack a dull boy...

bu aralar 30 seconds to mars evremdeyim sanırım, the kill için çektikleri (aşağıda görebileceğiniz (umarım)) klipteki the shining (1980) atfı ile ilgimi doruk noktasına taşıdıkları için kendilerini tebrik etmek isterim. (bu bir nevi günün şarkısı ile günün videosu kombosu oldu)

bunu saymayız

20 Şubat 2009 Cuma

rutin

çalışma hayatım başladıktan sonra her şey çok rutin olmaya başladı, sabah kalk, biraz daha yat, tam kalk, ilaç iç, yüzünü yıka, sigara iç, giyin, evden çık, yolda bir sigara daha iç, işe gel, bir sigara daha iç (çok sigara içtiğimi farkettim), iş zaten daima rutin, sonra akşam eve dön aynı yoldan yürü, aynı alışverişi yap, aynı kişilerle konuş, aynı şeyi ye, aynı şeyi izle, aynı saatte yat... acaip sıkıcı geliyor, üstüme üstüme geliyor bazen hatta! bu aralar rutinlerimden kopmaya çalışıyorum elimden geldiğince. standart bir çalışanın rutini sabah aynı saatte evden çıkarak, aynı yolu yürüyerek, aynı vasıtaya binerek aynı yere gitmek şeklindedir ya, ben çıkış saatimi değiştiriyorum, en erken çıkışımla en geç çıkışım arasında bir saat var en azından, farklı yollardan yürüyorum, vasıtam tabanvay olduğundan o konuda pek bir değişiklik yapamıyorum, böylece rutinimden çıkmış, gerek normal gerek yaya trafiği yoğun olan bir bölgede oturduğum / çalıştığım için yeni, yepyeni insanlar görmüş, ufkumu genişletmiş oluyorum. (saçma değil mi?)

bu hafta da bitti ya, cuma olmuş bile, şaştım kaldım açıkçası...

günün şarkısı: aslı - dans etmeye ihtiyacım var (fizy) haftasonu moduna uygun, gıpır gıpır! aslı'ya hayranımdır (hasta?), neden olduğu aşikardır sanırım, keşke bir kaç yaş daha küçük olsaydı...

19 Şubat 2009 Perşembe

vivid entertainment

kadim bir dostum vardır, bir çok şeyi paylaşırız, benzeşiriz bazı yönlerden oldukça, bazı yönlerden hiç benzemeyiz falan. sık görüşürüm kendisiyle, bazen cuma-cumartesi gecesi çılgın eğlence seanslarında, bazen bir pazar öğleden sonrasında kahve içerken, bazen hafta içi yeme içme organizasyonlarında (iki kişilik oluyor bu organizasyonlar da başkasını bulamadığımızdan). geçen gün aradı beni yine "iş çıkışı n'apacaksın, gel içelim" şeklinde, ben de hiç bir arayanı kırmayan, her gel diyene koşarak giden kaşar insan modeli bir insan olduğumdan hayır demedim tabi, gittim. günlük standart iş hayatımda bulamadığım bir kafa denkliğine sahip olduğumuzdan keyif alıyorum genelde bu buluşmalardan, ama her seferinde sohbet bir şekilde hadi beni eleştirelim haline bürünüyor, sonunda eve dönerken kafam karışmış, hayatı sorgulayan, ben nerede yanlış yaptım? ve bundan sonra ne yapmalıyım? diye düşünerek, kafamı eğmiş, suratımı asmış bir şekilde eve dönmemle sonlanıyor gece, gün, öğlen, neyse işte. moralim bozuluyor ulan! ama yanlış anlaşılmasın, hoşnutum bu durumdan (mazoşist miyim neyim bilemeidm), arada bir egom parlatıldığı sürece (ki bunu da eksik etmiyor sağolsun) eleştirilmek iyi bir şey, gaz verir, dinç tutar yönlendirir. tabi tüm bu sürecin altında "ee abi, söz ne zaman, çocuk bekliyoruz" gibi üstüne gitmem yatıyor olabilir, intikam aldığından şüpheleniyorum...

hiç bir arayanı kırmayan, her gel diyene koşarak giden kaşar insan modeli olduğumdan, ki bu muhtemelen sosyal ilişkilerimin azlığından kaynaklanıyor diye düşünüyorum, plansız programsız "hadi" diyene "hadi ağbi" diyorum falan, dün akşam da bir diğer kadim dostumla yedim içtim. (şaka maka çalışma yeme içme şeklinde geçiyor hayatım) bir kaç aydır benim b.k yemelerim ve dengesizliklerim sebebiyle arkadaşlığımız biraz yara almıştı, sanırım o kısmı toparladık sonunda, barış sağlandı.

o değil de, çok saçma, genelde fantastik-macera tadında film gibi rüyalar görürüm. uzun uzun, konulu, anlatılası olurlar... deli yatarım, o yüzden yorganla garip bir ilişkim, güreş tutarız falan, ve sonunda malum bir tarafım açıkta kalır, sanırım sebebi budur. dün akşam da çok acaip bir rüya gördüm, kafadan istanbul-izmir-bursa-almanya-polonya vs. şeklindeki coğrafi dağılımdan fantastikliği anlaşılabilir, içeriği konusunda fazla detaya giremicem (özel istek olursa özel açıklama yaparım tabii), çok gerçekçiydi (amerikalılar vivid der ya, ondan (vivid de porno endüstrisinin en prestijli stüdyolarından biri gerçi, neyse girmeyelim oralara)), çok keyif vericiydi, ama sonunda uyandım, içim acıdı resmen. halen kendime gelemedim, bir iç burkulması, bir keyifsizlik, bir asabiyet, bir ne yapıyorum ben burada ya sorgusu.. en az bir kaç gün bu etki sürer gibime geliyor. buna denk bir şeyi son yaşadığımda (iki-üç sene önce) hayati kararlar almış, bir miktar hayatımı kaydırmış, sonra toparlamış, bambaşka bir boyuta geçmiş, en son şimdiki ben olmuştum, o kadar etkisi olur mu olmaz mı göreceğiz tabi... ama süperdi... ama uyandım ve bitti...

kafam karışık

günün şarkısı: queensrÿche - i don't believe in love (fizy) i don't believe in love, i never have, i never will! (bunu ben yazınca da komik oluyor şimdi, romantik sayılırım oysa..) geçen akşam bir barda konser dvd'sini izledik, birbuçuk saat boyunca grubun adını öğrenmeye çalıştık falan, mini macera.
günün filmi: c.r.a.z.y. - 2005 (imdb) film festivalinde izleme şansım olmuştu kendisini (o da bir başka mini macera olarak dönebilir buraya), normal insanların anormal yaşamları cümlesiyle öne çıkmak istemişler, öyle olsun. (uyuşturucu, eşcinsellik, ne ararsanzı var)

17 Şubat 2009 Salı

karlar düşer



sevgililer günü sonrasındaki ilk yazımı böyle bir resimle başlatmayı uygun gördüm... ışık ile grafiti başlığı başlıklı bir yazıda gördüm, devamında da hoş çalışmalar var.


sevgililer günü demişken, çiçekçiler nasıl kâr etmiştir (evet şapka koydum bu sefer sn. kirpi) kim bilir... bir de her taraf dolu, adım atacak, oturacak yer yoktu, e tabi cumartesiyle de çakışınca.


başka sitelerle uğraştığımdan kaç gündür bir türlü yazı yazma fırsatı bulamadım, tükendim, yoruldum falan... kusura kalma! dün akşam dokuzda çıktım işten, hem iş uzadı hem de kendi işlerimle oynaştım biraz falan, acaip bir soğuk hava, yağmurumsu bir yağış, kendimi eve attım kapandım yorganın altına dizi falan izledim. bir kaç bölüm izledikten sonra "ya bir sigara içeyim" dedim kendi kendime balkona çıktım ve aradan bir, hadi bilemedin iki saat geçmiş olmasına rağmen her taraf bembeyaz, lapa lapa kar yağıyor. öyle bir heyecanlandım ki telefona sarıldım annemi aradım, "bu saatte niye arıyor manyak kim bilir?" diyerek açtı telefonu eminim, "anneeeaa kar yağıyor annee! hehehe!" demek için sadece... çok seviyorum karı kışı, özellikle karı. içimdeki çocuk çıkıyor ortaya, aptal aptal seyrediyorum yağışı, oynaşıyorum kar taneleriyle... tabi sonra dondum içeri girdim. karı severim karı...
başka da ilginç birşey yok sanırım, şimdilik.

günün şarkısı: deep purple - hush (fizy) keyifli, eski, daha ne?!

günün sitesi: bildirgec.org - daha çok internet, teknoloji ve tasarım üzerine olan toplama bir blog, arada şahane şeyler çıkabiliyor, örneği aşağıda...

14 Şubat 2009 Cumartesi

bir kedim bile yok

işin melankolik kısmına girmeden önce:
sevgililer günü geldi ya, resmen rahatladım. ne o öyle her tarafta reklamlar, çiçekçiler, bankalardan mağazalardan bilmemnerelerden gelen kısa mesajlar, e-postalar, yok efendim "sevgililer gününe özel iki kristiyan diyor parfüm bir fiyatına", yok "harca 500 tl al sana aslında değeri 30tl olan, bizim sana 100tl değerinde diye kakaladığımız akşam yemeği...", girdiğim sitelerin çoğunda abuk subuk reklamlar. sözde krizdeyiz ama millet kafayı yemiş sevgililer günü diye, deliye her gün bayramsa sevgiliye de her gün sevgililer günü olmalıdır oysa, değilse sevgilinizi bir sallayın, yine olmadıysa değiştirin...

bir de klasik bir "sevgililer günü de ne canııım" deyip de malum günden iki gün önce terkedilince "yaa sevgililer gününü yalnız geçirmek istemiyoruuum" diye ağlayan, "sadece bir günlük bir sevgili istiyoruum" diye tehlikeli cümleler kuran kızlar da vardır. (erkekler daha bir sallamaz, umarsız, odun falan olur ya o açıdan kızlar genellemesine gittim) ya da aynı kızları sevgilileri sevgililer gününde sevgililer gününe yakışır bir şekilde gezdirip yedirip içirmediyse olay çıkartan sevgili kızlar vardır ki, tadından yenmez. (bir cümlede kaç kez sevgili diyebilirim diye bir zorladım, cevap dörtmüş)

sevgililer günü erkekler için cillop gibi bir gün olabilir, doğru değerlendirldiği takdirde. şöyle ki, tüm bu aşkım, cicim, hayatımların havalarda uçuştuğu, çiçekçilerin bayram, hediyelik eşya satanların delicesine kar yaptığı ve romantizmin havalarda uçuştu kalpli böcekli bu günde yalnız olan kızlar (aynı genellemeye yine gittim farkettiysen) ileri derecede savunmasız, hatta "en iyi savunma saldırmaktır" ilkesini dahi benimsemiş olabilirler. çapkın bir insan olmadığımdan teorimi ancak bu noktaya kadar geliştirebildim, daha fazlası için uykusuz alınız otisabi okuyunuz... teoride zehir gibi pratik dersen sallanmakta (mfö - ali desidero - muazzam bir parça tabi)

ben de hem bir cumartesi hem bir sevgililer günü olan şu güzel günde (yok hava berbat gerçi) web sitesi yapmakla kafayı bozdum, ama ne yapalım, daha iyi bir işim yoktu zaten... bir kedim bile yok, anlıyor musun?

insanlar panik yapmasın, "vay mal vay" demesin diye bazen çok takıldığım şeylere "ahaha, öyle mi, e o da olur tabi neden olmasın..." gibi cevaplar verip konu değiştiriyorum. herkes yapıyor bunu tabi de, geçen gün öğrendiğim bir şey bir acaip etti beni.. neyse!

içince saçmalamamak adına yeni bir yöntem geliştirdim, eğer kafayı bulmaya başladıysam gecenin kalanında da planım yoksa yanımdaki arkadaşıma (yalnızsam s.çmışım zaten, bırak saçmalayayım) pin kodumu değiştirtip telefonu kapatıyorum, ertesi gün yeni pin kodumu öğreniyorum. henüz uygulama fırsatım olmadı ama plan olarak su sızdırmaz görünüyor, ne dersiniz?

neyse, yeter bu kadar, sevgi pıtırcıkları.

günün şarkısı: change of plans - nazi song (sitelerinden mp3 olarak indirebilirsiniz) amatör ve yerli bir grup olan change of plans'in sevdiğim bir parçası işte...

13 Şubat 2009 Cuma

sitem

kişisel sitemi yapmaya başladım sonunda, tasarımı bilmemnesi... buraya yazıyorum ki "amaaan salla yao" demeyeyim sonradan. tabi burda yayınlamam adresini, kim olduğumu yazmak istemiyorum burda... bir arkadaşımın sözü vardı bir seneyi aşkın süredir, "tamam sana tasarım yapcam söz" demişti de, olmadı bir türlü (sitem oldu bu da, kelime oyunu). herkesin işi ayrı tabi...

ara yazı oldu bu, bunu saymayız!

12 Şubat 2009 Perşembe

happy together

şu facebook'ta msn'de sevgilisiyle fotoğrafını koyanlara ağır kıl oluyorum! "hırsından çatlasın düşmanlar, şimdi benimde bir sevgilim var" dercesine... (yasemin kumral - bim bam bom) olan var olmayan var arkadaşım, ayıptır yazıktır günahtır... gerçi bir yandan iyi de, yurdum çapkını (abazası mı desem?) boşuna enerji sarfetmemiş, daha yaratıcı teknikler geliştirmek için vakit bulmuş olur, neden olmasın? ben ancak yakın arkadaşlarımla resmimi koyabiliyorum, onlar da erkek, bu sefer adım eşcinsele çıkacak diye korkuyorum içten içe azıcık.. gün gelecek ben de sevgilimle fotoğrafımı koyucam hulen!!

bana maskülen şekillerde hitap eden kızlardan gelişine soğuyor, yer yer tiksiniyorum. bu basit bir abi veya lan ile başlar çeşitli softcore küfürlere kadar gider (benimle konuşurken hardcore küfreden kızla işim olmaz zaten, ne o öyle?!). ben de kızların yanında küfür etmemeye, argo konuşmamaya özen gösteririm, eski bir sevgilim "hakkat ben senin hiç küfrettiğini duymadım, s.ktir dediğimde utandım hatta" gibi bir şeyler demişti hatta.. oysa hemcinsim arkadaşlarım bilir ne derece bir hayvan olduğumu... hele o askerlik var ya! hmn...

hapşırmaya başladığımda böyle sekiz-on-onbeş-yirmi kez hapşırırım arka arkaya (üstteki paragrafı yazarken oldu da), ve öyle polat alemdar gibi (evet kurtlar vadisi izlediğim bir dönem oldu, ama o ayrı bir mevzu, gönüllü değil yani) üst üste değil, aralarda bir kaç dakika mola vererekten hapşırıyorum, tam kriz hali! çevremdekiler bir "nölıyor len?" diye bakıyor alışkın değilse... sınav veya başka özel durumlarda olduğunda tadından yenmiyor tam anlamıyla!

bugün durup dururken eski arabesk günlerimi yad edercesine ibrahim tatlıses'ten yıkılmışım ben (fizy) adlı şarkıyı mırıldanmaya başladım, aradım taradım buldum şarkıyı üç-beş kez dinledim rahatladım azıcık. çok severdim iboyu eskiden çok, konserine dahi gittim! dertler derya olmuş, ben de bir sandal... (hell yeah!)

günün sitesi: ff0000.com (#ff0000 kırmızı'nın kodudur html alemlerinde bu arada) başka bir şey araştırırken bugün tesadüfen denk geldim, oyun gibi bir site... aslında bir interaktif ajanslar, tam interaktif bir site olmuş, diğer ziyaretçilerle değişik bir etkileşim imkanı sunmuşlar, çok hoşuma gitti... zaten ödül neyin almışlar, haketmişler!
günün sözü: uzat elini yalnızlık yalnız kalsın! yıkılmışım ben şarkısını ararken denk geldiğim videolardan birinde yazıyordu, çok etilendim, kahretsin!
günün birincil şarkısı: texas - summer son (fizy) dün yine mırıldanırken buldum kendimi bu şarkıyı, hemen öncesinde kokteylim.com'da summer sun diye bir kokteyl gördüğümle alakalı olabilir diye sanıyorum...
günün ikincil şarkısı: the turtles - happy together (fizy) onlarca (atıyorum) yorumu olan şahane bir şarkı, illa bir dizide filmde denk gelmişsinizdir zaten bir sürümüne... keyifli, sözleri de şahane. "no matter how they toss the dice it had to be, the only one for me is you..."
günün filmi: chun gwong cha sit (1997) ingilizcesi happy together, ordan çağrışım yaptı şimdi... arjantin'de yaşayan eşcinsel bir hong-konglu çift (ne tamlama oldu be). çok ilginç gelmişti izlediğimde (altı-yedi sene olmuş olmalı en azından), değişik bir şey arıyorsanız tavsiye edebilirim.

10 Şubat 2009 Salı

pictures of you

bugün bir yerde toplu sms / mms gönderimi yapan bir şirketin sunumuna tanık oldum. kendileri turkcell'in çözüm ortağıymış (sitelerine baktım öyleler gerçekten), beni asıl şaşırtan ve "haddi canım" dedirten şey ise belli profillere sahip telefon numaralarını kullanıma sunmaları (satmak demek istiyorum burada aslında, ama turkcell beni ezer falan şimdi, neme lazım). bir diğer deyişle "30 yaş üstü, istanbul'da ikamet eden, telefon faturası 100-150tl arası gelen (!)" gibi bir kitlenin telefon numaralarını edinebiliyorsunuz (belki numaraları vermiyorlardır ama kullandırtıyorlar en azından), ve bundan beş-on bin dolar düzeylerinde paralar alıyorlar... bilgisi olan araştırmak isteyen bu tarz yazılar yazan arkadaşlara (aklımda bir tane var) duyurulur.

bu hafta şimdiden yordu beni, dün ne kadar enerjik mutlu falandım oysa... why must I constantly be surrounded by frickin' idiots? demek istiyorum doctor evil gibi bazen. (videosunu da bulsam şahane olurdu burda şimdi, neyse)

beklenen an geldi ve ben facebook ile deneme amaçlı bir barış imzaladım.. şöyle bir diyalog gelişti bu sonuca ulaşana kadar:

bir dost (bd): dön evladım facebooka
mamut (m): diyosun
bd: ***ecem özledik zirzop
m: ben de valla
m: dönüyom be (bi süreliğine)
bir kaç dakika geçer
m: döndüm
bd: bikbik
m: vikvik
bd: vikvik
m: sardın başıma bu ***i yine ya
bd: ahaha
bd: olum sarma... insan ol... bizim de facebookumuz var
m: benim boş vaktim var
bd: ahaha
bd: süper bir açıklamaydı
işte öyle, bakalım nereye kadar...

jack black'in yer aldığı projeleri takip etmek gerek, çok ilginç şeyler çıkabiliyor, söylemedi demeyin. hem film anlamında hem müzikal anlamda, çok keyif veriyor bana bazen... her zaman değil tabi.

günün filmi: idiocracy (2006) (imdb) "ne olacak bu dünyanın hali?" sorusuna alternatif, komik, trajikomik bir cevap arayanlara...
günün şarkısı: the cure - pictures of you (fizy) cure'un nispeten az bilinen bir parçası, belki daha güzel bir parçası, bilemiyorum...

9 Şubat 2009 Pazartesi

tak

sevgililer gününe kadar hafif pembe bir renklendirme kullanmaya karar verdim, içimden geldi (var bu işte bi .bnelik de, hayırlısı...)

motor fuarı vardı haftasonu bir tane, gidemedim, ben marttaki motoshow'a giderim zaten, olayım oldu son bir kaç senedir. o değil de, özellikle motor fuarlarında göze acaip batan et pazarı durumu beni çok rahatsız ediyor... evet ilk bakışta "süper abi, mankenler yarı çıplak falan, mis, koş, durma!" gibi görünse de erkek milleti için, vıcık vıcık, falan filan. çirkin be! "ne biçim erkeksin ulan?!" ve "duyarlı erkeğim tribiyle puan toplamaya çalışıyor lavuk..." diyenler çıkacaktır, aldanmayınız, samimi görüşümdür...

grammy ödülleri açıklanmış, metallica da bir şeyler kazanmış, nesiyle kazandıysa o albüm anlamadım da ama... vardır bir bildikleri, ya da yoktur, olabilir her türlü. (link)

günün bir diğer şarkısı: anemi - tak (evet buna uygun bir fizy linki bulamadım, konser kaydı bulabildim o da çok fena, ama ek$i linki verebilirim) anemi bundan bir kaç sene önce t.a.k. (açılımı "ta a.k." (bu kadar açabildim, terbiyem el vermiyor burda şimdi böyle)) adlı parçasıyla alttan alttan ünlü olmuştu, "abi duydun mu izmir'de bi grup ta a.k. diye şarkı yapmışşş" deniyordu falan, şimdi albüm çıkartmışlar, diğer şarkılarını çok dinleyemedim ama bu bile başlı başına yetti bana şimdi... dumansız cigaranın, köpüksüz biranın, sensiz şu hayatın ta... bugün bir yirmi defa dinlemiş olabilirim ta... sevgiler! (tak lehçede (polonya dili) evet demek bu arada, gereksiz bilgi)

not: "kuzeyli dostlar"a bu yazı, hele şarkı... (tırnak ve parantezleri çok seviyorum)
kısa bir ikinci yazı işte bugüne, hedeflerim var!

kud yu pliz forvırd diz?

haftasonu yazamadım ama cumartesi sabah on ile pazar sabah beş arası dışardaydım, dört-beş farklı iş hallettim (eğlenmek dahil), gecenin sonlarına doğru ilginç bir zamanlamayla ilginç bir sürpriz yaşadım, "dünya küçük", "olacak şey var olmayacak şey var", "yok artık" şeklindeki bilimum düşünceyle kısa devre verdim (detay vermeyeyim şimdi), ancak kendime gelebildim diyebilirim. gece eve dönerken otobüse orta kapıdan binerek akbili elden ele gönderme yöntemini benimsemek durumunda kaldım (ki hiç sevmem bu olayı, sayın şöför öyle yönlendirdi), çevremdekilerin tamamı yabancı olduğundan o süper ingilizcemle "kud yu pliz forvırd diz?" (could you please forward this - şunu iletebilir misiniz lütfen) şeklinde bir iletişim kurdum, gülümsediler bana, dalga mı geçiyorlar hoşlarına mı gitti bilemedim... (bu arada ingilizcem süperdir, ironi yapmıyorum, narsist olduğumu düşünebilirsiniz, bazen evet..)

velhasıl güzel bir haftasonuydu, keyifliyim valla!

birmilyon.com diye bir siteye üyeyim, bilgi yarışması bilmemne falan, günlük olarak bir test gönderiyorlar, bir kaç haftadır günlük olarak cevaplıyorum ben de, bugün ilk kez onda on bildim, hayırlı bir gün ve hafta olacağa benziyor... (türk lirasından sıfırlar atılınca bunların da adı bir.com olmalıydı aslında, ama yememiştir tabi)

bugünün sabah uyanma şarkısı ac/dc - thunderstruck oldu, hayırlı oldu, bir enerjik etti beni sabah sabah... (fizy) ac/dc diyince geçenlerde izlediğim ufak bir stand-up videosu geldi aklıma, avustralya'da yaşayan türk stand-upçı, medarı iftiharımız ozzie: (fena değil kendisi, diğer videoları da keza, ingilizce tabi bu arada)




koldugmem.com, cumartesi bindiğim bir dolmuşun tabelasına sponsordu (heralde böyle tanımlanır?), sadece tabelaya özel müthiş bir hata olduğunu düşündüğüm "Erke?im ve özelim..." yazımının sitelerinde de mevcut olduğunu gördüm, yok artık!

yazının ortasında elektrik gitti geldi, neyse ki otomatik kaydetme özelliği var bu zirzopun...

suya sabuna dokunmayan bu yazıyı noktalarken, bir diğer yazıda görüşmek üzere.

günün şarkısı: joy division - love will tear us apart (fizy) kiminin hiç sevmediği bir vokal tarzı olsa da ben severim, şarkı başlı başına güzel zaten nasılsa..