27 Ocak 2009 Salı

Vi Spelar Vad Vi Vill!!

bekarım ve yalnız yaşıyorum diye acıyolar bana biraz, özellikle iş arkadaşlarım, aslında fena olmuyor, kullanıyorum ben de bazen... hasta olduğumda "bir ihtiyacın var mı?", "sana çorba yaptım getirdim bak", "süpper mantı yaptım sana da getirdim, özlemişsindir" gibi durumlar oluyor, ofiste pasta masta alındığında artana konan insan ben oluyorum hep... işim geliyor bazen evet.

wham'ın solistinin george michael olduğunu bilmiyordum, yeni öğrendim, al sana bir gereksiz bilgi daha..

annem topladıkları gazete kuponlarıyla bir masal kitabı aldıklarını müjdeledi bana telefonda, birinci sınıf kağıtmış süpermiş falanmış. dedim "verin bi çocuğa, sevinsin yavrucak" diye, "deli misin beee! torunlarım için aldım ben onları!" dedi... (tek çocuk olduğum detayını da belirteyim) sustum, bir şey diyemedim, güldüm sonra biraz da, çaktırmadan... inan ki ağlamadım...

box seçeneği varken bir sigaranın softunu almayı anlamam, sevmem, kıl olurum inceden... "soft pakette sigara alana adam demem argadaşım! yımışahlar..." demedim, diyemedim, zamanında içtiğim bir sigaranın box seçeneği yoktu zira, o yüzden "seçenek meçenek" zırvaladım işte. o paketteki sigaralar azaldıkça böyle oturup kalkınca yamulur garip şekillere girer, mundar olur resmen, yazık günah! acırım o son sigaralara, önce içilenlere özendiklerini düşünürüm... (burda bir alpay erdem tarzı denedim)

günümüzde pek kullanılmayan bazı eski kelimeleri / deyimleri çok seviyorum, sıklıkla kullanıyorum, mundar etmek gibi, velhasıl, mamafih, fösüpanallah gibi...

günün sözü: "nothing worth having comes easy" - dr. bob kelso (türkçesi: "sahip olmaya değer hiç bir şey kolay gelmez")
günün online radyosu: bandit (dinlemek için) "Vi Spelar Vad Vi Vill!" diyen radyo ("istediğimizi çalıyoruz" demek istiyorlar) isveç'in metro fm'iymiş... severek dinler, severek tavsiye ederim.
günün şarkısı: culture club - do you really want to hurt me (fizy) sunduğum "günün radyosu"yla pek bi alakasız oldu gerçi... (tipleme de çok fena, ne de olsa 80ler)

bu arada dün "ıssız adam"ı seçtim günün filmi olarak, ayağa düştüğünden pek bir kıymeti olmadı tabi... "ohoo geçti o yau" diyen olabilir, pardon! bir de yazdığım bazı şeylerden alınanlar olabilir, sözüm meclisten dışarı burayı okuyorsanız şayet! tam dipnot oldu bu, okumak için ekrana yaklaştınız mı? mini mini bir kuş donmuştuuu.. neyse, cıvımadan.

26 Ocak 2009 Pazartesi

kırmızı sana çok yakışıyor

acaip hayalperest bir insanım (burda bazen deme ihtiyacı dahi dumuyorum). biraz scrubs'daki jd gibiyim, belki fazlasıyım... sözel olarak dile getirdiklerimin 3 katı falan geçer aklımdan bir diyalog sırasında, dalar giderim konuştuklarımın bir kısmını kaçırırım falan, hatta boş konuşurum üstüne biraz da. daldan dala atlarım. arka planda geçen serbest çağrışımlar sonucunda, tamamiyle mantıklı olsa da karşı tarafı bir "ne diyor bu ya, biz neden bahsediyorduk..?" şekinde bırakabiliyorum.. (aslında aradığım kelime hayalperest de değil sanırım, bilemedim, ben anlatayım adını sen koy.)
bilmiyorum bu konuda ne kadar farklıyım ama, ayrı hayal dünyalarım vardır, uyumadan önce içinde yaşayıp üzerine bir şeyler kattığım.. atıyorum 20 yıl sonra dostlar aileler çocuklar falan taklmak, geçen muhabbetler... tabi bunun sonucunda çok hayal kırıklığına uğruyorum, kendi kendimin düşmanıyım gibi bişi... neyse hepten "görüşmeyelim şekerim bununla bir daha" dedirtmeden..

saçını kırmızıya boyatan kızlara karşı ciddi bi zaafım var sanki... (doğal kızıldan bahsetmiyorum) bambaşka oluyorum, vakti zamanında öyle bir fotoğraf çektirmiş olması bile +5 puan veriyor, çok fena.. biraz da grunge'ımsı ise... neyse

torrent vasıtası ile indirdiğim şeyleri paylaşım oranım biri geçene kadar paylaşmaya devam ediyorum, topluluktan aldığımı geri veriyor olmanın rahatlığıyla uyuyorum geceleri...

şimdik bu kadar!

günün filmi: ıssız adam (2008) fazla bişi diyemicem, tek ricam gidin sinemada izleyin, yazıktır...
günün şarkısı: semiramis pekkan - bana yalan söylediler (fizy) ıssız adam sağolsun tozlu raflardan inen bir şarkı, kesinlikle süper olmuş!

viva la pazartesi sendromu

25 Ocak 2009 Pazar

sinem kobal ve ben

bu metropolde yalnız yaşayan bekar erkek tribinden acaip sıkılıyorum bazen. (bazen?) keyifli yanları var tabi, eve gelirsin bir bira açar playstation başına oturursun, karışanın olmaz dırdır edenin olmaz, kafana göre takılırsın orda burda, gecenin bi yarısı atlarsın şehirdışına çıkarsın falan (bir sonraki hedef ansızın uluslararası sürtmek), hesap soran olmaz... anneme hesap veriyorum gerçi hala bu yaşımda, ama tüm detayları vermeyebiliyorum tabi. mamafih (hastayım bu kelimeye), motivasyonu kalmıyor insanın, tüm hafta iple çektiğin haftasonu bir bilemedin iki kez (bünye kaldırmıyor artık ikinciyi pek) dışarı çıkıp saçmasapan sarhoş olup eve dönersin, öğlene doğru ev arkadaşlarının gürültüsüne uyanırsın (ev arkadaşlarımı arkadaştan saymıyorum, o yüzden yalnız yaşıyor sayıyorum kendimi), 3-5 dizi / film izlersin ekstradan, belki pazar akşamüstü bir dışarı çıkar bir kahve içersin "tüm haftasonu evde oturdum" dememek için, ama pek bir keyifsiz. bir müzeye gideyim ufkum genişlesin, tiyatroya gideyim entelliğim kabarsın, sinemaya gideyim içimdeki sinefil haz duysun, ya da sadece dolaşayım, bir kafede vakit geçireyim falan istesem de tek başna çekilmiyor bunlar, eküri de bulunmuyor öyle kolay kolay nedense artık.. millet ya ülke / şehir dışında, ya sevgilisiyle eşiyle (evet evlenmeye başladılar namıssızlar!), ya da alkolsüz çekilmiyor faan... belki mevsimdendir gerçi, o da bir olasılık tabi, bahar gelince karşılaştırmalı bir sonuca varabilirim belki..

patetik bir insanım bazen şu yazdıklarıma bakınca. ingilizcedeki pathetic kelimesinin karşılığı olarak kullandım patetik'i burda, gerçekte türkçede var mı bilmiyorum, bi "arkadaşım" olduğunu iddia etmişti, ona güveniyorum. tdk aradığım cevabı vermedi, şurdan bakın çok istiyorsanız. (güvenmiyormuşum aslında)

ingilizce yazayım bir ara diyorum, gerçi na-türk arkadaşım yok, en azından yakın sayılabilecek, ama olsun, şekil durur, don't you feel the same way? sonraki hedeflerim sırasıyla almanca, italyanca ve rusça yazmak!

tamamiyle alakasız olarak: sinem kobal neden hala liseli rollerinde oynuyor? 24-25 yaşına geldi, farketmediğimizi mi sanıyorlar anlamadım... öss'ye girdiği zamanlar "bizim üniversiteye gelsin burs verelim beyler!" kampanyası yaratılmıştı hatırlıyorum da. ne adamlarla okudum yahu... (ben de para verirdim gerçi, ne biçim adammışım yahu...)

srubs'da çalan şarkıların (ilk 5 sezon) toplandığı bir torrent buldum, indirdim, çok keyifli, tavsiye ederim! god bless mininova!

bugün pazar diye yazı yazmayacaktım, baya bir şeyler çıktı yine de, öyle olsun bakalım...

günün filmi: high fidelity (2000) sırf şarkıları bile yetebilecek bir film, ben çok keyif almıştım, bir süre "bir record store açmalıyım" hayali ile ortalıkta gezmeye sebebiyet verdiği bilinmektedir...
günün şarkısı: the beta band - dry the rain high fidelity soundtrackinde yer alan birbirinden güzel şarkıdan yalnızca biri
günün tv programı: "
var mısın yok musun?" şaka şaka... gerçi adriana lima varmış bugün galiba..?

24 Ocak 2009 Cumartesi

favori dizi karakterlerim (1)

tam bir dizi manyağı olaraktan, izlediğim xbin dizi içinde favori karakterlerimi çıkartmak istedim.. çok fazla olduğu için kategorilere ayırmayı seçtim. listeyi geliştiricem daha, o yüzden (1) dedim.

kendime yakın hissettiklerim:
Chandler Bing - Friends - Matthew Perry
Dr. John 'J.D.' Dorian - Scrubs - Zach Braff
Chuck Bartowski - Chuck - Zachary Levi
Ted Mosby - How I Met Your Mother - Josh Radnor
Dexter Morgan - Dexter - Michael C. Hall
evet sonuncusu seri katil, benim olmadığımı nereden biliyorsunuz? genel bir 'geeky'lik ortak paydası var galiba, ondan yakınız sanırım...

'hasta' olduklarım:
Sarah Walker - Chuck - Yvonne Strahovski
Dr. Elliot Reid - Scrubs - Sarah Chalke
hepsi sarışın bunların, ve hiç sarışın kız arkadaşım olmadı (hatırladığım kadarıyla), ilginç..

fantastik bulduklarım:
Barney Stinson - How I Met Your Mother - Neil Patrick Harris
Sheldon Cooper - The Big Bang Theory - Jim Parsons
Dr. Gregory House - House M.D. - Hugh Laurie
Hiro Nakamura - Heroes - Masi Oka
Dr. Perry Cox - Scrubs - John C. McGinley
her anlamda fantastik...

not: resim ekledim ilkin ama baya kayık çıktı, hepsinin linki var nasılsa.

süt sigara no!

iyi içen bir insandım her zaman, ama son dönemde yamulmaya başladım. akşam yemeğinden önce "ben kafayı buldum sanırım" dediğim, 12-1 arası bardan çıktığım pek görülen bir şey değildi oysa ki... karaciğerim bir şeyler anlatmaya çalışıyor olabilir, ya da yaşlandım, irdelemeliyim.

kahve ve sigaradan çok keyif alır oldum. tiryakilik bu olsa gerek... kahve sigara, çay sigara, içki sigara, yemek üstü sigara, yemek arası sigara, seks üstü sigara, günün ilk sigarası, günün son sigarası, işe geldim heleloy sigarası, bak bu son bırakıyorum sigarası, oh temiz hava sigarası, sınavlar bitti sigarası, gözlerim kapanıyor uyumamalıyım sigarası... liste uzayıp gidiyor, bir sütle iğrenç bir ikililer, süt sigara no!

facebook'u kapatmamın yegane kötü yanı doğum günlerini kaçırmam oldu sanırım, gerçi karşıyım öyle kolay olmasına doğum günü hatırlama olayının, ne anlamı kalır ki orda gözüne gözüne sokulduktan sonra..? o hatırlamak bile değil ki... hafızam zayıflamış ama, eskiden sayardım herkesin doğum gününü artık tıkanıyorum, dedim ya yaşlandım...

"hayal kırıklıklarım" diye bi yazı yazıcam, bir türlü toparlayamadım kafamdakileri, yakında, "soon..."

blogumu takip edenleri saklama yolunu seçtim, deşifre olmayalım, etmeyelim, yapmayalım.

beni sürekli eleştiren, bunu bazen yaptığı "espriler"le dile getiren arkadaşlarıma inceden kıl oluyordum, artık baya baya kıl olmaya başladım. "saçını kestir", "atıldın mı işten keh keh", "tembelsin", "çok hayırsızsın"... hayırsız olurum tabi, egomu okşadın mı hiç? ben de biliyorum eksiklerimi açıklarımı, saçıma başıma karışan bir annem de var, niye zorlayayım ki kendimi? (içimi %2 döktüm anca)

b.ktan bi yazı oldu bu ama olsun...

günün filmi: Romance & Cigarettes (2005) yukardaki sigara muhabbetine atfen, "işçi sınıfı müzikali" desem olur sanırım..
günün sitesi / uygulaması: last.fm müzik seviyorsanız, ufkunuzu genişletmeyi de isterseniz, ya da sadece radyo dinlemek istiyorsanız, her türlü.. türkçesi de var artık. (reklamcı mı olsam, yok kesin aç kalırım)

23 Ocak 2009 Cuma

dumkof!

(hava atar gibi olsun) yeni evimiz dubleks daire, ben de üst katta bir odada kalıyorum, ancak genel türk müteahhitliğinin üstün bir başarısı olarak üst kattaki kapıların yüksekliği 175cm falan, ben de muntazam olarak günde en az üç kez kafamı vuruyorum, özellikle o sabah ayılamamış mahmur halimle oturtuyorum demek daha yerinde olur, dumkof olmam an meselesidir... bir eblehlik hissetmeye başladım evet, 2+2=... bilemedim!

çılgın bir manzaramız varmış bu arada, eskiden "adalar'ı görüyoruz behey be!" diyordum da, yalova yarımadası çıktı bugün ortaya, ya da ben ayılamadan çıktım terasa... hava kapalı ama sissiz, ilginç bir kombinasyon olmuş.

gömlek ütülemek zor işmiş bir de, sabah sabah 40 saat uğraştım, 2 saat içinde ilk halinden beter olacağına dair iddiaya girerim! garip anam...

şimdilik bu kadar, toplantım mı ne varmış...

günün şarkısı: rolling stones - start me up (fizy) sabah sabah keyifli geldi...
günün sitesi: fizy demişken, şarkı dinlemek klip izlemek için güzelmiş, öyle dediler

22 Ocak 2009 Perşembe

bunu niye yazdım bilmiyorum

sabah sabah kısa kısa:

kilo alıp vermediğimi tişörtlerin dar gelip gelmemesinden anlıyorum, sanırım vermişim biraz (halay çeken tipler hayal edin burada). gerçi dün akşam yediğim iki menü henüz bana yağ olarak geri dönmemiş olabilir... kahrolasıca gnctrkcll ve yalnızlık kombinasyonu! iki menü yemek, sinemada bir koltuğu "buraya da montlarımızı koyarız keh keh" esprisimsiyle boş bırakmak zorunda kalıyorum... ("ulan yeme!" demek istedim kendime, ama olmuyor kii)

emo'ları daha iyi anlar oldum, saçım uzadı biraz arada gözümün üstüne düşüyor falan, dünyayı ekoseli desenli görünce insan duygusallaşıyormuş hakkat...

saçlarımı kontrol altına almak adına taktığım berenin tepesinde kuş tüyü olduğunu işe vardığımda fark ettim, kızılderili şefi gibi gezmişim. oturan mamut!

cep telefonumu evde unuttum! (bunu niye yazdım bilmiyorum (başlık olur bundan evet!))

günün şarkısı: yasemin mori - aslında bir konu var (youtube) henüz sözler üzerine yorum getiremeyecek olsam da müzik olarak sevdim..
günün sitesi: yahoyt teknoloji severseniz haberleri takip etmek için güzel bir türkçe site, fazla "resmi" olmaması da ayrı bir sevme sebebim.

21 Ocak 2009 Çarşamba

hayalimdeki iş yeri..

bunlar da çalışan... şarkıyı da çok severim ayrıca.

biz ayrı dünyaların insanıyız!

sabancı üniversitesinin mezunları için hazırladığı portalımsıyı inceledim bugün, ana sayfada bulunan, eski türk filminden kolajlarla destekli "Biz ayrı dünyaların insanıyız" - "Evet, ben SU mezunuyum" - "Hayır!! Nolamaz!!" şeklindeki banner kahkaha atmama sebep oldu.. bir kaç tane "kısa filmcik"ten oluşan banner takdirimi toplamıştır, yapanları takdir etmek isterim. (oh ne saadet...) ingilizcesini de yapsalarmış keşke, "we're people from different worlds..."

farklı dünyaların değil de farklı ülkelerin insanı olmak gibi bir şeyi sıklıkla yaşar oldum, pek canımı sıkar, hiç hoş değil... globalleşen dünyada yalnızlaşan ben.

yazacak bir sürü şey vardı aklımda unuttum inanır mısın... bir sonraki post'a artık...

günün sitesi: g2p.org aslında sadece google'da arama yapıyor, ama gelişmiş bir arama yapıyor, mp3 falan ararken işe yarayabiliyor..
günün sözü: yaşam cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır, %100 ölümcüldür! (bir bar duvarında okudum bunu, ayrı bir boyuttaymış yazan arkadaş sanırım)